Bağlantılar

• Anasayfa

• Profilim

• Tanışma
• İNANÇ KÜLTÜRÜMÜZ
• MİLLİ KÜLTÜRÜMÜZ
• ÜLKEMİZİN EKONOMİSİ ve ÇÖZÜMÜ
• ÜLKEMİZDE UYGULANAN SİYASET
• VİDEOLAR
• FOTOĞRAF GALERİSİ
• TÜRK MÜZİĞİ PORTALI
• D E P R E M(Kandilli rasathanesi)
• GÖK BİLİMİ(Astronomi)
• FİLİSTİN DRAMI
• İLGİNÇ OLAYLAR
• DÜNYA EKONOMİSİ
• YURTTAN ve DÜNYADAN HABERLER
• İLAHİLER
• MİLLİYETÇİ MÜZİKLER

• İstatistikler

Arkadaşlarım


İstatistik
Hit
:
98802




 
TÜRKİYE'NİN GELDİĞİ NOKTA..

 

      'Mehmet Âkif’i şaşırtacak benzerlik'


Milli şair Mehmet Âkif’e soruyorlar, “Tarih tekerrür eder mi?” Şair şöyle yanıt veriyor: “Hiç ibret alınsa tekerrür eder mi?” Mehmet Âkif bugün hayatta olsaydı, son yıllarda yaşadığımız olaylar hakkında ne düşünürdü? Ergenekon soruşturması, darbe iddiaları, ıslak imza, kozmik oda, Balyoz planları, EMASYA tartışmaları vs... Şair kuşkusuz derdi ki, “Ama biz bunların benzerini aynen yaşadık.” Nasıl mı? Okuyacağınız bugün yaşadıklarınızdır...

KAFAMIZI Türkiye topraklarına sokarak olan biteni anlamamız zor.
Dünyaya bakacağız; bir yaprak kımıldasa, bunun rüzgârının Türkiye’ye etkisini analiz etmeye çalışacağız. İşte o zaman çok karışık gibi gelen meselelerin ne kadar basit sebepleri olduğunu kavrayabiliriz.
Gelin, Mehmet Âkif’in yaşadığı 20’nci yüzyıl başına gidelim. Tarihin tekerrür edip etmediğine bir bakalım.
Biliyoruz ki büyük emperyal güçler arasındaki yeni sömürge pazarlarını kapma mücadelesi, Birinci Paylaşım Savaşı’na/Birinci Dünya Savaşı’na neden oldu.
Osmanlı bu savaştan yenik çıktı./_np/0975/9800975.jpg
Galiplerin arasında en güçlü olan İngilizlerdi.
İngilizler, Mezopotamya, Suriye ve Arabistan’ı Osmanlı’dan koparıp almak istiyordu. Kurmayı planladıkları kukla devletler arasında Ermenistan ve Kürdistan da vardı.
Osmanlı idari yapısını, milliyet esasına göre parçalayıp federatif hale getirmeyi planladılar.
Siyasi emellerinin yanında İngilizlerin, iktisadi amaçları da vardı. Birinci Dünya Savaşı başında Osmanlı’nın tek yanlı olarak kaldırdığı kapitülasyonları yeniden uygulamak istiyorlardı.
Osmanlı maliyesini tümüyle Düyun-u Umumiye’nin denetimine vermek amacındaydılar.
İngilizler biliyordu ki, Osmanlı siyasi yaşamında İttihatçılarla birlikte ordunun da büyük etkisi vardı. Ordunun siyasal düşüncesi belliydi; milliciydi.
O halde tüm bunları yapabilmeleri için ordudaki ulusçu/milliyetçi komutanların tasfiyesi gerekiyordu.
Önce bir kurnazlık yaptılar:
Bir süre İttihat ve Terakki Hükümeti’yle çalıştılar. Ağır şartları onlara kabul ettirip, nüfuzlarını kırıp, bir daha iktidar olma olanağını ortadan kaldırmak için!
Tam başarılı olamadılar.
İçinde İttihatçıların bulunduğu İzzet Paşa Hükümeti’ne ağır şartları kabul ettiremediler; ancak bazı tavizler koparabildiler.
Bunlardan en önemlisi Mondros Ateşkes Antlaşması’ydı. İngilizler, savaşta Hamidiye zırhlısıyla olağanüstü başarılar kazanan Rauf (Orbay) Bey’in imzaya gelmesini özellikle istediler. Başarılı komutanları halkın gözünden düşürmek istiyorlardı. Sonra tutuklayacaklar, sürgüne göndereceklerdi. Hepsini adım adım yapacaklardı...

Darbe iddiasıyla başlayan tutuklamalar

İngilizler, İttihatçıları kolay kullanamayacağını anlayınca, sertleşme politikası güttüler. Bunda İttihatçılara kin duyan Sultan Vahdettin’in de etkisi vardı.
Sultan Vahdettin, İngilizlerin tertiplediği gerici 31 Mart (1909) olayının hazırlayıcılarından Derviş Vahdeti’nin kurduğu İttihat-ı Muhammedi Cemiyeti’nin üyesiydi.
Bir dönem perde arkasındaki ilişki artık açıkça ortadaydı. Vahdettin, İngilizlerin desteğiyle iktidarını güçlendireceğini ve düşman gördüğü ulusalcılardan tamamen kurtulacağını düşünüyordu.
Bu nedenle İngilizleri de arkasına alarak İttihatçı hükümeti yıkıp, Tevfik Paşa Hükümeti’ni kurdurdu./_np/0977/9800977.jpg
Şimdi sıra İttihatçıların cezaevlerine tıkılmasındaydı.
İngiliz ve Saray ittifakının elinde önemli bir gerekçe vardı: Savaş dönemindeki Ermeni ve Rum tehcirleri.
Tehcir kararının altında imzası olan-olmayan tüm İttihatçılar cezalandırılmalıydı. 2500 kişilik bir tutuklama listesi hazırlandı.
Ama önce...
Meclis feshedildi. Basına sansür getirildi. Harp divanı kuruldu.
Ve ardından gözaltılar, tutuklamalar başladı. Bunlar kısa sürede “cadı avına” dönüştü.
Yeniden kurulan liberal-dinci ittifak partisi Hürriyet ve İtilaf, daha çok kişiyi tutuklamadığı için hükümeti uyuşuklukla itham eden bildiri yayınladı.
Bu partinin yayın organı Peyam, Sabah ve Alemdar gazeteleri, daha çok İttihatçının tutuklanması için var gücüyle çalıştı. Sürekli hedef gösterdiler; İttihat ve Terakki’nin hemen kapatılmasını; partinin ileri gelenlerinin hemen tutuklanmasını istiyorlardı.
Tehcire izin veren Diyarbakır Valisi Dr. Reşid’in cezaevinden kaçması bu çevreleri daha da saldırganlaştırdı. Yaptıkları mitingle bu kaçışı protesto ettiler.
Sonunda bu kaçışla ilgili inanılmaz bir iddiayı ortaya attılar:
İttihatçılar darbe yapacak!
Vahdettin’in has paşası Ömer Yaver Paşa, İstanbul’daki İngiliz Yarbay Murphy’ye giderek, darbe olacağını, aman İstanbul’dan ayrılmamalarını rica etti. Murphy, Osmanlı paşasını gülerek dinledi.
Zavallı Yaver Paşa bilmiyordu ki, bu iddianın ortaya atılmasını sağlayanlar İngilizlerdi.
Darbe iddiaları üzerine yeni bir tutuklama dalgası başladı; 30 kişi daha sorgusuz sualsiz cezaevine konuldu.
Milli Kongre’nin başkanı Dr. Esat (Işık) gibi saygın ulusalcılar gece yarıları pijamaları, terlikleriyle evlerinden alındılar.
İttihat ve Terakki’nin tüm mallarına el konuldu.
Sonra sıra subaylara geldi.
İngilizler savaş tutsaklarına eziyet ettikleri iddiasıyla 23 subayın hemen tutuklanmasını istedi.
Ordunun önde gelen isimleri tutuklanınca, İngilizler bu kez bazı kurumların “darbeyi planladıklarını” gündeme getirdi.
Bunların başında Enver Paşa’nın kurdurduğu istihbarat örgütü Müsellah Müdafaa-i Milliye vardı. Savaş döneminde İngilizlere zorluklar yaşatan Osmanlı istihbarat örgütü küçültülüp etkisizleştirilerek Harbiye Nezareti’ne bağlandı.
Osmanlı’nın deniz kuvvetlerini güçlendirmek için kurulan Donanma Cemiyetleri Bahriye Nezaretleri’ne bağlandı.
Jandarma, ordudan koparılarak Dahiliye Nazırlığı çatısı altına sokuldu.
İleride tehlikeli olacağı düşünülen genç mektepli subayların rütbeleri indirildi. Amaç, istifaya zorlamaktı.
İttihatçılar döneminde emekli edilen alaylı subaylar tekrar orduya alındı. Etkin görevlere getirildi. Emekli askerlerin kurduğu Nigehban Cemiyeti, basına verdikleri demeçlerde mektepli subaylara ağır hakaretler ettiler. Hukuk-u Beşer Gazetesi mektepli subaylar için “Haydut Başları” başlığını bile atacak kadar ileri gitti.
İngilizler, Tetkik-i Hesabat ve Seyyiat Komisyonu kurdurarak, Harbiye Nezareti’nin kozmik odalarına girip tüm belgelerini didik didik ettirdi.
Amaçları belliydi, orduyu küçültmek, halk üzerindeki etkinliğini kırmak.
Orduyu sadece iç güvenlik örgütü olarak polis, jandarma ve muhafız kıtaları seviyesine getirmek istiyorlardı.
Bu arada İngilizler ile Fransızlar arasında Jandarma’nın yönetimi kimin kontrolünde olacak tartışması çıktı.
İnanması güç ama Saray’ın bırakın bunlara karşı çıkmasını, Vahdettin ve Damat Ferid Paşa ikilisi, ordu komutasını İngiliz subaylarına verme talebinde bile bulundular. İngilizler reddetti.

Güvenilir başsavcı aranıyor

Dönemin partisi Hürriyet ve İtilaf idi.
Ülkenin dört köşesinde şubeler açan bu liberal-dinci ittifak partisi, artık hükümet olmak istiyordu. Ve nihayet, 4 Mart 1919’da Damat Ferid Paşa başkanlığında hükümeti kurdular./_np/0978/9800978.jpg
Bu hükümete, İngiliz ajanı Hüseyin Hilmi’nin gazeteci dostlarıyla kurduğu Sosyalist Fırka da destek verdi!
Damat Ferid Paşa hükümetinin ilk yaptığı icraat, ulusalcıları yargılayan Divan-ı Harp mensuplarına yüksek maaş ödemek oldu.
Bu arada Divan-ı Harp’in üyeleri sürekli değişti. Damat Ferid Paşa, Takvim-i Vekayi Gazetesi’ne “güvenilir bir başsavcı bulmakta zorlandıklarını” açıkladı.
Yeni hükümetle birlikte yandaş medyadaki “Tutuklayın”, “Kapatın”, “Neden cezalandırmıyorsunuz” yayınlarında artış oldu.
Alemdar gibi yandaş gazeteler, “Sehbalar bile bu adamlara layık değildir; kafalarının koparılması gerekir” diye yazdı.
Liberal gazeteciler, Alemdar’da Refii Cevat (Ulunay), Peyam’da Ali Kemal “daha ziyade şiddet” diye makaleler kaleme aldılar. “Bu adamlar için ölümden daha hafif ceza aklımıza gelmiyor” diye yazdılar.
Kamuoyu oluşturulduktan sonra istekleri yerine getirildi.
Ermeni tehcirinde kusurlu bulunan Yozgat Mutasarrıf Vekili Kemal Bey idam edildi.
Fakat umulmadık bir olay gerçekleşti; yandaş medyanın “cani” olarak gösterdiği Kemal Bey’in cenazesine on binler katıldı.
Hükümet cenazeye gidenler hakkında soruşturma açtı, içlerinde toplumun çeşitli katmanlarından doktor, tıp öğrencisi, subay, imam, tekke şeyhinin de olduğu bazı kişiler tutuklandı. Üsküdar mevki kumandanı cenaze törenini dağıtmadığı için görevinden azledildi.

Eski defterler açılıyor

İngilizler gündemi hep sıcak tuttu. Tehcir ve darbe iddiaları gündemden düşünce hemen yenisi bulundu; “eski defterler” açıldı. Örneğin, intihar eden veliaht Yusuf İzzeddin Efendi’yi Enver Paşa’nın öldürttüğü iddia edildi! Adliye Nazırı Sıtkı Bey hemen soruşturma açtırdı.
Bu olay sıcaklığını kaybedince hemen yeni bir gündem yaratıldı:
Sultan II. Abdülhamid tahtan indirildiğinde, içinde 1 milyon liralık mücevher bulunan çanta kaybolmuştu. Çantanın peşine düşüldü./_np/0980/9800980.jpg
Ayrıca Yıldız Sarayı’nı kimlerin yağma ettiği konusunda spekülasyonlar yapılmaya başlandı.
Partiler, gazeteler bu suni gündemlerle oyalanırken, İngilizler emellerini tek tek gerçekleştirdi. Kapitülasyonları yeniden uygulamaya koydu. Osmanlı maliyesini tümüyle Düyun-u Umumiye’nin denetimine verdi.
İttihatçıların yerli sermaye oluşturmak için kurdurduğu milli şirketlerin bazılarını tasfiye etti; bazılarının müdürlüklerine liberal isimleri getirdi.
Levant Limited gibi şirketler kurdular; Vickers, Metropolitan Carriage, British Trade Corparation gibi şirketleriyle Osmanlı pazarına daldılar. Şirketlerde Türkçe kullanma zorunluluğunu kaldırdılar.
Türk bankalarına İngiliz denetçi gönderdiler. Denetleme işi bitinceye kadar bankaları kapattılar. Türk Milli Bankası’nı ele geçirdiler. Kendileri yeni bankalar kurdular.
Hıristiyanlara ait “emval-i metruke” sayılarak satılan mallar gibi birçok konu gündeme getirildi.
Sultan Vahdettin o aralar Toros Tüneli’ne kafayı takmıştı. Tüneli yapmak için anlaşma yaptığı Alman ve Avusturyalılar kaçmıştı; “Ah İngilizler şu tüneli bir yapsa” diyordu. Tünel yapılıp bitirilince ne olacaksa?
Diğer yanda...
Osmanlı münevverleri olan biteni seyrediyordu; şaşkındı. Kurtuluş “reçeteleri” arıyordu. Çoğu bağımsızlığın Batı eliyle gerçekleşeceğine inanıyordu!
Kimi ABD’nin sömürgeci olmadığına inanıp, Wilson Prensipleri Cemiyeti’ni kurdu.
Kimi kurtuluşu İngilizlerin Osmanlı yönetimine el koymasında görüp İngiliz Muhipleri Cemiyeti’ne girdi.
Halkına güvenen münevver sayısı parmakla sayılacak kadar azdı...
Tüm bunlar olurken İngilizler, Fransızlar, İtalyanlar ve Yunanlılar Osmanlı topraklarını işgal etti.
Taktik hep aynıydı:
İngiliz basını, İzmir ve çevresinin uyduları Yunanistan tarafından ilhak edilmesi için yoğun bir “Barbar Türk” kampanyasına başladı. Bu yayınlara göre Türkler, Rumları yok etmek için gizli planlar yapıyordu!
Ve hep ekliyorlardı: “Zaten bu barbar Türkler Ermenileri de katlettiler!” Bu gerekçe Batı basınının en etkili propaganda silahıydı.
Sonra Yunanlılar İzmir’e çıktı.
Batı basını yine Türkleri suçladı: “Türkler inatçı bir direnme gösterdi!”
Peki İzmir işgali konusunda yandaş medya ne yazdı: “İngilizleri İstiyoruz.”
Bu başlığı Alemdar Gazetesi başyazarı Refii Cevat attı. Osmanlı’yı her türlü beladan kurtaran İngilizlerin, bu işgalden de İzmir’i kurtaracağına inanıyordu!
Teali-i İslam Cemiyeti ise işgalin hemen sonrasına rastlayan ramazan ayında, bazı memurların oruç yediğine, kimi kadınların tesettüre uymadığına dikkat çekip zabıtaların daha uyanık olmasını istedi.
Saray ile Hükümet ise Paris Konferansı’na hangi bakanların gidip gitmeyeceği tartışmasını yaptı.
Bu arada bir “anket” yayınlandı ve Müslüman halkın yüzde 60’ının İngiliz yönetimini istedikleri ortaya çıktı!
Memnun olmayan birileri vardı: Mustafa Kemal ve bir avuç arkadaşı.
Samsun’a çıktılar.
Onu kısa bir süre sonra Mehmet Âkif gibi yurtseverler takip etti.
Şimdi Mehmet Âkif hayatta olsaydı ve Türkiye’nin yaşadığı son yıllardaki olayları görseydi ne söylerdi acaba?
“Hiç ders alınsa tarih tekerrür eder mi?” S.Yalçın---TUNALIM..



devamı ..

yorum ( 0 )
07.02.2010 05:31:50
Kategori: ÜLKEMİZDE UYGULANAN SİYASET
MUHTEŞEM MODEL, YÜREKLERDE TAHT KURDU!
 

 

MUHTEŞEM MODEL, YÜREKLERDE TAHT KURDU!

Bursa’da gerçekleştirilen 7. Milli Ekonomi Modeli Kongresi, yıllardan beri süre gelen AB-ABD ve IMF’ye endeksli siyaset yüzünden umudunu yitiren Türk milletinin umutlarını yeşertti.
Geçtiğimiz hafta sonu Bursa’da gerçekleştirilen 7. Milli Ekonomi Modeli Kongresini düzenleyen Uluslararası Bağımsız Ekonomi Modeli Birliği’ne (UBEMB) Türkiye’nin her tarafından e–posta, faks, telefon yoluyla yüz binlerce tebrik ve takdir mesajı geldi. “Küresel Krizde Son Durum Ve Milli Ekonomi Modeli’nden Çözümler” konulu kongrenin kapanış konuşmasını tezin sahibi Prof. Dr. Haydar Baş yaptı. Kapanış konuşmasında “Bizim önemli bir vasfımız var. Olayları dedikodudan ibaret bırakmayız, hepsine çare bulup reçete yazarız. Yani bizim görevimiz bir nevi doktorluktur” diyen Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş’ın konuşmasını yerli ve yabancı 100’den fazla bilim adamı takip etti.

MEM karşısında diğer sistemler kar gibi eriyor
Kongreye katılan yabancı akademisyenlerden Rusya Bilimler Akademisi Üyesi Prof. Dr. Victor Minin, Türkiye’yi ve Türkleri Müslüman oldukları ve Prof. Dr. Haydar Baş’ı yetiştirdikleri için sevdiğini söylediği konuşmasında Kapitalizm düzeninin sona ermekte olduğunu söyledi. “Batı kan dökmekten başka bir şeyden anlamaz” diye konuşan Prof. Minin, “Batı medeniyetinin artık dünya ülkelerine sunacağı bir şey kalmadı. Batının teklif edebileceği tek bir şeyi kaldı; savaş... Ama kimse savaşmak istemiyor. Dolayısıyla günümüzün savaşları para savaşlarına dönüşmüştür. Faize dayanan iktisat sistemi çöküyor. Bu süreç, Allah–ü Teala’nın öngördüğü doğal ve objektif bir süreçtir. Eski iktisat modelleri Bursa’ya yağan kar gibi eriyip gidiyor. Milli Ekonomi Modeli dönemi geliyor. Ben sizi seviyorum. Ülkenizi seviyorum. Lideriniz Haydar Baş’ı seviyoruz” dedi.

Prof. Dr. Baş Şii–Sunni ayrımına son verecek
Konuşmasında Prof. Dr. Haydar Baş’ın Ehli Beyt üzerine yayınlamak üzere olduğu Hz. Ali ve Hz. Fatıma kitaplarının önemine de değinen Rus bilim adamı Prof. Dr. Victor Minin, “Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli’yle ayağa kaldırmaya çalıştığı İslam dünyasında Şii– Sünni ayrımına da son vermeye çalışıyor” dedi. Prof. Minin şöyle konuştu: “Ehli Beyt üzerine çalışmalarıyla Prof. Dr. Haydar Baş Batı dünyasının sürekli kaşıdığı Şii–Sünni ayrımcığını çözmeyi amaçlamış. Bu ayrımcılığın çözümü ileride Müslüman ülkeler arasında çıkabilecek çatışmaları önleyecektir. Prof. Baş sadece problemi teşhis etmekle kalmamış çözümü için de adım atıyor. Bundan dolayı Haydar Baş’ı bir kez daha tebrik ediyorum.” 

Kongrenin etkisi büyük oldu
Yedincisi Bursa’da gerçekleştirilen Milli Ekonomi Modeli Kongresi’nin vatandaşlarca yoğun bir şekilde beğeniyle izlendiği ve Uluslararası Bağımsız Ekonomi Modeli Birliği’ne (UBEMB) e–posta, faks ve telefon yoluyla yüz binlerce tebrik ve takdir mesajı geldiği açıklandı. Asgari Ücretliler Derneği Genel Başkanı Kazım Çorap gönderdiği mesajda ekibiyle birlikte kongreyi ilgiyle takip ettiklerini ve Prof. Dr. Haydar Baş’la görüşmek isteklerini iletti.  UBEMB’ye Türkiye’nin her tarafından gelen mesajlardan bazıları şöyle:

Haydar Baş kavgaları bitirecek
Ferit Kaçar–Hakkâri: Ülkemizdeki kardeş kavgasını durduracak Kürt–Türk’ü kardeş yapacak tek insan.
Hürriyet Çiçekçisi– Siirt: Zevkle seyrettim. Türkiye’yi kurtaracak kişinin Haydar Baş olduğunu anladım. Kendisi ve diğer konuşmacılar mükemmeldi.
Mehmet Ceyhan – Kilis: Programı 10 kişilik arkadaş grubu ile izledik. Bizde oluşan kanaat içinde bulunduğumuz ekonomik buhranın tek çıkış adresi olarak bu işi sayın Haydar Baş’ın yapacağıdır.
Ali Metin Kurt – Mardin: Programı ailece izledik. Milli Ekonomi Modeli’ni destekliyoruz, takip ediyoruz ve hayata geçmesini bekliyoruz.
Süleyman Ayaz – Ankara: Kongre programını beğenerek izledik. AKP’nin miadı artık doldu.
Rıdvan hatipoğlu – Ankara: MEM beni çok etkiledi. Ben de BTP’de görev alabilirim.
Hasan Altıparmak – Antalya: Bu kadar bilim adamı nasıl bir araya gelebilir? Medya nasıl böyle müthiş bir olayı saklamaya çalışabilir.

Saadet MEM’den kopya çekiyor
Burhan Demir – İstanbul: Saadet Partisi Lideri Numan Kurtulmuş Prof. Dr. Haydar Baş’ın projesini kopya çekti. Haydar Hoca’nın farkı şimdi daha iyi anlaşılıyor. Fakat maaselef biz ona yanlış yaptık artık istikametimizi düzeltiyoruz. Saadet partisine oy vermiştim. Artık tövbe ediyorum. Bundan sonra desteğim Haydar Baş’a’dır.
Korhan Güngör – Yalova: Saadet Partisi yönelik konuşmalar yerinde ve çok haklıydı. MHP ve SP’nin tabanında bu kongre programı ciddi etkiye neden oluyor. Herkes Prof. Dr. Haydar Baş’ı beğeniyor.
Galip Kuzgun–İstanbul: AKP ve SP aynı şeyleri söylüyor. Bunlar aslında seçimlerde birbirlerine çalışan partiler. Tek doğru konuşan ve proje üreten BTP ve Prof. Dr. Haydar Baş.
Ahmet Emin Göksel – Edirne: Saadet partisinin de vatandaşlık maaşı demesi dikkatimizi çekmişti. Bu sözle Saadet Partisi BTP’yi ve Prof. Dr. Haydar Baş’ı doğrulamış oldu.

Bağımsızlık için MEM şart
Durmuş Akgün – Aydın/Öğretmen: Türkiye’nin tam bağımsızlığı, özgürlüğü için Milli Ekonomi Modeli’nin bu ülkede uygulanması lazım.
Şahin Katar– Zonguldak: Programı izledim. Prof. Dr. Haydar Baş’ın projeleri çok hoşuma gitti. Bundan sonra sizinleyim.
Adem Büyük – Bitlis: Programı izledim. Önceden MHP’li idim. Haydar Baş’ın fikirleri çok hoşuma gitti. Bundan sonra ailece oylarımız size.
Ahmet Köse – Kayseri: Profesörlerin görüşleri çok olumlu. Üniversite mezunu arkadaşlarla birlikte izledik. Akla çok yatkın düşünce ve tez. Keşke hemen hayata geçse.
Mehmet Güler – Diyarbakır: Prof. Dr. Haydar Baş, Vatandaşlık Maaşı projesini kopya eden Numan Kurtulumuş’a çok güzel cevap verdi. Onu adeta mahvetti.

MHP’yi bıraktım BTP’li oldum
Ayhan Kırgız – Muğla: Bu kongreyi izleyene kadar MHP’yi destekliyordum. Bu programı izledikten sonra fikrimiz tamamen değişti 15 kişilik arkadaş BTP’ye üye olacağız ve iktidar yapmak için çalışacağız.
Fatih Özkan – Rize: Prof. Dr. Haydar baş’ı takip ediyorum. Milli Ekonomi Modeli’nden başka çare olmadığını düşünüyorum.
Erkan Uğur – Trabzon/Esnaf: Yabancı bilim adamlarının çokluğu dikkatimi çekti. Türk akademisyenlere sitem ediyorum bu konuya eğilmelerini bekliyorum. Bu modelin uygulanmasına fırsat verilmeli.
Ahmet Katar – Trabzon: Haydar Hoca orijinal tespitler yapıyor. Bunların hepsi yüzde 100 uygulanabilir.
Fatih Akın – Bursa: Bu millet haydar hocayı tanımalı. Bu konuda üzerimize ne düşerse yapmaya hazırız.

Haydar Baş’tan başka kimse kalmadı
Ali Haydar Dursun – Trabzon: Rusya’da işçilik yapıyorum. Milli Ekonomi Modeli Rusya’da uygulanıyor. Mesela doğum parası veriliyor. Biz buna şahidiz. Niçin bu model ülkemizde uygulanmıyor.
Nuray Gökçe – Yalova/ Emekli öğretmen: Öteki siyasetçilerin hiç projesi yok artık desteğim güçlü bir projesi olan Haydar Baş’a’dır.
Ahmet Kapıcı – Hatay/Dörtyol: Milli Ekonomi Modeli Kongresi’nden çok etkilendik. 60 oyumuz var bundan sonra destekleyeceğiz.
Şakir Genç – Çanakkale: Türkiye’nin ve dünyanın başka alternatifi kalmamıştır. Dünyanın Milli Ekonomi Modeli’ne ihtiyacı vardır.
Mustafa Yıldız – Şanlıurfa: Böyle büyük bir kongrenin düzenlenmesi ve ayrıca yüzlerce yabancı bilim adamlarının oraya gelmesi ve Sayın Haydar Baş’ı desteklemesi çok büyük bir olay. Çok etkilendim.

Herkes bu kongreyi konuşuyor
Murat Bahçeci – Samsun: Dünyadaki ilim adamlarının Milli Ekonomi Modeli’ne ilgisi beni çok etkiledi. Çevremde herkes Milli Ekonomi Modeli’ni ve bu kongreyi konuşuyor. Millet olarak bu modeli desteklemekte geç kaldığımız için utanmamız lazım. Ekonomik kriz derinleştikçe Milli Ekonomi Modeli daha iyi anlaşılıyor.
Mustafa Maral – Mersin: Programı 10 kişi toplanıp izledik. Çok beğendik. Demek ki ülkemizde böyle güzel şeyler de olabiliyormuş.
Ferhat Kalemci – Tarsus / Emekli öğretmen: Haydar hoca ne büyük bir cevher. Programı ilgiyle takip ettim.
Suat Hayri Sapmaz – Bolu: Kongreye Bolu’da çok ses getirdi. Bundan sonra haydar hoca nerede ise biz de orada olacağız.
Gürbüz Öztürk – Gümüşhane: Tek kelimeyle muhteşemdi gün geçtikçe herkes Milli Ekonomi Modeli’nin kıymetini daha iyi anlayacak.

 www.yenimesaj.com.tr/index.php?sayfa=anasayfa&haberno=10000432&tarih=2010-01-28
TUNALIM...



devamı ..

yorum ( 0 )
31.01.2010 15:10:05
Kategori: ÜLKEMİZİN EKONOMİSİ ve ÇÖZÜMÜ


 Haberler

Duyurular
''BİZ TÜRK MİLLETİYİZ'' Çözümsüzlük diye bir terim, Müslüman Türkün kitabında olmayan bir ifadedir. Sağlam bir inanç temeline dayanan yüce milletimiz, tarihin en karanlık dönemlerinde, en içinden çıkılmaz badirelerde bile zoru başarmıştır. Hedefe varmak için dağları yol etmiş, denizler aşmış, denizlerin bittiği yerde gemileri karadan yürütmüş, yüzlerce kilo ağırlığında top mermisini tek başına namluya sürmüş, birkaç saniye sonra öleceğini bile bile düşmanın üzerine atlayacak kadar ölüme susamış bir milletin evlatlarıyız. Ondandır ki bizim kitabımızda çözümsüzlük yoktur. Çarelerin bittiği sanıldığı bir anda ölürüz ama, yeniden doğarız. ''Biz Türk Milletiyiz.''

Şimdi herkes kendi halini düşünsün, kendi halini sorgulasın, vatan sevgisini millet sevgisini kendi menfaatinden ne kadar üstün tutup tutmadığını! Etrafında cereyan eden olumsuzluklara kendi menfaatinin kesilmesinden mi yoksa bilmediğinden mi sessiz kaldığını düşünsün! Kendi sorgusunun sonunda; eksik kalan yönlerini tamamlaması ve gerekli gayretleri yerine getirmesi vatanın ve milletin selameti için çok önemlidir. Unutmayalım ki; “Doğusundan batısına bu vatan bizimdir.” Tunalım... NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE-Tunalım...
En Son Eklenenler

En Çok Okunanlar