Bağlantılar

• Anasayfa

• Profilim

• Tanışma
• İNANÇ KÜLTÜRÜMÜZ
• MİLLİ KÜLTÜRÜMÜZ
• ÜLKEMİZİN EKONOMİSİ ve ÇÖZÜMÜ
• ÜLKEMİZDE UYGULANAN SİYASET
• VİDEOLAR
• FOTOĞRAF GALERİSİ
• İLAHİLER ve Milliyetçi müzikler
• TÜRK MÜZİĞİ PORTALI
• D E P R E M(Kandilli rasathanesi)
• GÖK BİLİMİ(Astronomi)
• FİLİSTİN DRAMI
• İLGİNÇ OLAYLAR
• DÜNYA EKONOMİSİ

• İstatistikler

Arkadaşlarım


İstatistik
Hit
:
45536




tunalim // İNANÇ KÜLTÜRÜMÜZ
İNANCIN SEVDA ADASI...
 
 
                                                 

bayrak.gifho_geldiniz.gifbayrak.gif    

                Var olmak için ne dosta ne de düşmana ihtiyacın olsun.Bir tek şeyin olsun..."insiyatifin"..eğer bir kişinin "insiyatifi" varsa, o kişi "insan" demektir.Eğer bir topluluğun "insiyatifi" varsa, o topluluk bir kalabalık değil , bir "millet demektir.


                  Bizim en büyük karakterimiz "dost" olmaktır.Kendimize dost, Yaradan 'a dost, yaradılana dost, hakka-hakikate dost.Dostluk sevgi ile, muhabbetle başlar, yine bunlarla serpilir büyür. Bu sevginin kaynağında ise en büyük sevgi, Alemlerin Rabbi 'ne sevgi vardır.

Biz çağlar boyu bu sevgiyi ispat etmiş, bu sevgiyi yaşamış ve yaymıştık.Ya şimdi ?

Sevgi ispat ister. İspat edilmeyen sevgi laftan öteye geçmez. Sevginin ispatı hayata yansıması, kuşatması iledir. Bunun için Rabbimiz şöyle buyurmuştur : "De ki: Eğer Allah 'ı seviyorsanız, bana uyunuz. Böylece Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın..." (Âl-i İmran,31) İşte her şeyin sahibi sevginin ispatını istiyor. O'nun dostluğunu, affını kazanmak istiyorsak, Efendimiz s.a.v.'in rehberlik ettiği bir hayatı yaşamaya çalışacağız. Ve o zaman "biz" olacağız. O zaman dost olacak, dost kalacağız. Ve o zaman, insanoğlunun ulaşabileceği en büyük nimete, Cenab-ı Mevlâmız'ın sevgisine, affına mazhar olacağız.
Sevginin ispatı demiştik. Kardeşlerimize sevgimizin de ispatı gerekir. Dostum dediğimiz, arkadaşım diye sarıldığımız insanlara olan sevgimizin...
Sahi, içimizden biri hastalandığında ne yapıyoruz? Düğününde neredeyiz?Cenazesinde? O sıkıntılar içinde kıvranırken biz neredeyiz? Desteğimiz nerede, kimlere? Evine en son ne zaman gitmiştik?
Kendimiz olabilmek, kendimiz kalabilmek bu soruların cevaplarında saklı.
Biz "denge" kavramını hayatına nakşetmiş insanlarız. (Ya da öyleydik de şimdi değilmiyiz?) Ne cimrilik, ne savurganlık... Ne korkaklık, ne cüretkârlık... Ne ataklık, ne atalet... Ne hırs, ne boşvermişlik... Ne kibir, ne eziklik... Biz "vasat"; orta yolda giden, itidal içinde yaşayan bir milletiz.
Peki hayattan, insanlardan beklentilerimizde de itidali miyiz?
Bize hayat ilkemizi rehberimiz Peygamberimiz öğretti : "Müslüman, dilinden ve elinden müslümanların zarar görmediği kimsedir..." (Buharî, Müslim) Sahi hâlâ böylemiyiz?
Dostlarımız, çevremizdeki insanlar, yüzümüze baktıklarında tebessümümüzle rahatlıyor mu hâlâ ? Yoksa yüzlerimizde dünya ehlinin alemi fesada götüren tatminsizliğinden bir gölge mi bulaşmış?
Rasul-i Ekrem s.a.v. "Din kardeşini güler yüzle karşılamak gibi bir iyiliği bile sakın küçük görme!"(Müslim) buyruğundaki tebessümün değerini biliyoruz değilmi? Güzel söz hâlâ sadaka değerinde, değil mi?
Biz, Sevgililer Sevgilisi s.a.v. 'in öğrettiği kardeşlik hukukuna riayet ettiğimiz ölçüde kendimiz olacağız, kendimiz kalacağız.
O hukuku hayatımızdan çıkardığımız gün ise, yaşadığımız zillete kendimiz de şaşıracağız.
VE AYNAYA BAKTIĞIMIZDA KENDİMİZİ TANIYAMAYACAĞIZ....

ÜLKÜDASIM HOSGELDIN
ÜLKÜDASIM HOSGELDIN
ÜLKÜDASIM HOSGELDIN
ÜLKÜDASIM HOSGELDIN
ÜLKÜDASIM HOSGELDIN
ÜLKÜDASIM HOSGELDIN
ÜLKÜDASIM HOSGELDIN
ÜLKÜDASIM HOSGELDIN
ÜLKÜDASIM HOSGELDIN
ÜLKÜDASIM HOSGELDIN
ÜLKÜDASIM HOSGELDIN
ÜLKÜDASIM HOSGELDIN
ÜLKÜDASIM HOSGELDIN
ÜLKÜDASIM HOSGELDIN
ÜLKÜDASIM HOSGELDIN
ÜLKÜDASIM HOSGELDIN
ÜLKÜDASIM HOSGELDIN
ÜLKÜDASIM HOSGELDIN
ÜLKÜDASIM HOSGELDIN
ÜLKÜDASIM HOSGELDIN

 

 

 

 

                    SEVDA     ADASI
 
 
 

      






 
 
Tanınmış gezgin Thomas Cook, bir araştırma gezisi sırasında Atlas Okyanusu'nun ıssız bir yerinde, çığlıklar atan milyonlarca kuşun havada daireler çizerek uçtuğunu gördü. Kulakları sağır edecek denli yüksek sesle çığlıklar atan kuşların kimileri yoruldukça, kendilerini okyanusun dev dalgaları arasına atıyorlardı. Onlar bu son hareketleriyle yaşamlarına son veriyorlar, kendilerini okyanusun dalgalarına bırakırken, çaresizlikten ölüme teslim oluyorlardı.

     Bu olaya yalnızca Thomas Cook değil, o bölgede ki balıkçılarda yıllardır tanık olmuşlardı. Kuş bilimcileri ise, yaptıkları araştırmalarda göçmen kuşların farklı yönlerden gelerek okyanusta bu noktada birleştiklerini keşfediyorlar, fakat onların, birbirleri peşisıra kendilerini ölümün kucağına atmalarının nedenini bir türlü çözemiyorlardı.

     Gerçek, geçtiğimiz yüzyılın ortalarında anlaşıldı. Bu trajik olayın yaşandığı yerde bir zamanlar bir ada vardı. Göçmen kuşların göç yolu üzerinde bulunan bu ada, bir deprem sonunda, okyanusa gömülmüştü. İnsanların, yok olduğunun bile ayırdına varamadıkları ada, göç yollarının ortasında kuşlar için vazgeçilmez "dinlenme" durağıydı. Kuşlar binlerce yıllık kalıtımsal alışkanlıklarıyla adanın yerini bilmekteydiler ve yıpratıcı, uzun yolculuklarının ortasında, biraz dinlenebilmek ve toparlanabilmek için, yine binlerce yıllık kalıtımsal güdüleriyle, okyanusun ortasındakiadaya geliyorlardı ama... Olması gereken yerde adayı bulamayınca, yorgunluktan bitkin bedenlerini çığlık çığlığa okyanusun sularına bırakmak zorunda kalıyorlardı.

     Söz kendini toparlamaktan açılmışken soralım. Sizin hiç "kendinizi toparlayacağınız" bir adanız oldumu? Yaşamın uzun "göç yolları"nda acaba, sizinde bir yudum taze soluk alabileceğiniz, yolunuzun kalan bölümüne dinç olarak devam etmenizi sağlayabileceğiniz bir adaya sahip olabildiniz mi? Birgün yerinde bulamadığınızda ise, ona illede ulaşmak ve sığınmak için başınız dönercesine, dengeniz bozulurcasına çırpınıp kanat çırptığınız bir ada yaratabildiniz mi yaşamınızda kendinize?

     Herşeyi sınırsızca paylaşabildiğiniz bir dost, yola birlikte çıkacak denli güven duyduğunuz bir arkadaş, size her zaman huzur verecek bir eş, ulaşmak için yıllardır uğraş verdiğiniz bir amaç edinebildiniz mi? Şöyle daha bir iyi bakın çevrenize... Size gelen, size sığınan...Sizin gittiğiniz, sizin sığındığınız...Sizin bulduğunuz dostlarınızı bir düşünüverin. Sonra da bir gerçeği görüverin gözlerinizle:

     Sizin durup , soluklandığınız ve kendinizi toparlayabildiğiniz kaç
adanız var çevrenizde ve... Durup, sığınmak ve kendilerini
toparlayabilmek gereksinimi duyan kaç dostunuz için siz bir adasınız?

TUNALIM



devamı ..

yorum ( 0 )
28.07.2007 11:33:44
Kategori: İNANÇ KÜLTÜRÜMÜZ